Mar
26th

Çocukluk Oyunlarımız – 1

Posted by Ferikel
Kimi zaman dost sohbetlerimizde kimi zaman bilgisayar başında ki çocukları gördüğümüzde, kendi çocukluğumuzda oynadığımız oyunlara aklımız takılıp kalıyor. Biraz hasretle, biraz da bu oyunların yok oluşlarına sitemle anıyoruz eski zaman oyunlarımızı.

Aslında bu zamanın çocuklarının, bu oyunları terk etmesinin sebebi teknolojik gelişmeler gibi gözükmektedir. Bugünün bilgisayar ve elektronik devrinin çocuklarına, 4 bilyadan yapılmış tahta bir arabaya yokuş aşağı kayarak binmeyip de, bilgisayarlarında Formula1 araçlarını tozu toprağa katarak kullandıkları için pek de kızmamak lazım… 

Aslında sitemimiz çocuklara değil de, bizde neden yoktu bu oyuncaklar kıskançlığına mı? Yoksa gerçekten bizim eski oyunlarımızın daha eğlenceli olup da şimdi onların yok olmasına mı? Bunun cevabı herkes için farklı olabilir ama bu cevabı, elinde böylesine teknolojik oyunlar olmayan bizler verince sanki tek taraflı bir yakarışmış gibi de geliyor bana. Şimdiki çocuklara da sormadan, onlara o oyunların imkânını sağlamadan biz yanıtlıyoruz kendi sorumuzu. Tabiî ki bizimkiler daha güzeldi diye.

Belki de, kendi çocukluk oyunlarımızla hissettiğimiz mutluluğumuz aslında daha fazlası elimizde olmadığı için, onlarla mutlu olma/olmaya çalışma çabasından mı ibaretti? Kimbilir!!!
Neyse lafı fazla uzatmadan, çocukluk oyunlarımızın bazılarından sizlere nostalji yaşatmak çocuklarımıza da o günleri anlatabilmek adına biraz-biraz sizlere bahsetmek istiyorum.
Aklıma gelenleri yine aklıma gelen kurallarıyla, anılarıyla yazmaya çalışacağım. Sizlerden ricam sizlerinde kendi mahallenizde oynadığınız çocukluk oyunlarınızı bizlerle paylaşmanızdır. Kurallara gerek yok anınız da olsa olur, özleminiz de olsa olur…

Misket, Plastik Telli Arabalarımız, Gazoz Kapaklarımız, Saklambaç Kuka oyunlarımız, Köşe Kapmaca, Mendil Kapmaca oyunlarımızı birlikte hatırlayalım mı?  (daha fazla…)

Tem
4th

Annemin Anlattıkları…

Posted by

Annem’e bir gün bu hayat çok zor çekilecek yanı yok derken hiddetlenerek beni susturup anlatmaya başladı onu hiç böyle görmemiştim:

“Denizli’nin Buldan kazasında doğdum oyuncağım dokuma tezgâhları oldu. Ellerim ve ayaklarım küçük geldiğinden bir hayli zorlanarak tezgâhta çalışırdım. Bizim annelerimiz savaş gördüğünden zorluklar ve yokluklar içerisinde büyüyorduk. Bundan dolayı çoluk çocuk herkes dokuma dokurduk şikâyet bilmeden, of çekilmeden. Genç kız olmaya başlamıştım ki annem bütün işleri bana bıraktı. Öyle ay gazı açayım hemen yansın, yemek yapayım marketten ekmek alayım, bulaşıkları çamaşırları makineye atayım, yok nerdeee öyle teknoloji… Sabah ezanından önce kalkar, odun ateşiyle ocağı yakar, hamur yoğurup yufkadan ekmek yapar, küllü suyla bulaşıkları yıkardım. O zaman ki tencereler bakır ve kalaylı şimdiki gibi çelik değil. Tencerelerin altları isli olmayacak tertemiz olacak bütün gücümle odun külünü döküp ovardım.  Güzel yıkayamazsam annem  (daha fazla…)

Haz
1st

“Köşe Nine”

Posted by

Mega Kentlerde yaşamanın zorluklarını yetişkin insalar olarak hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunları yazmaya kalksam sonunu getiremem zaten niyetimde bu değil. Benim anlatmaya çalışacagım -tabi başarabilirsem- komşuluk ve mahalle ilişiklerimiz. Aynı sitelerde, aynı apartmanlarda oturmamız tabiki herkesi çok iyi tanıyacağımız anlamına gelmiyor. En azından yakın cevrelerde oturanların konuşmaya zamanları yoksa bile tebessümle bile olsa merhabalaşmaları gerekmiyormu? Aynı mekânları paylaşıyorsak aynı kapılardan girip çıkıyorsak “iyi günler” ya da “iyi akşamlar” demek çok mu zor… Kapı komşumuz veya yan komşumuz üst ve diger tanıdıgımız, bildigimiz mahalledeki komşularımız, hastalanınca ziyarete gidip, giderkende bir tas sıcacık çorba veya sıcak bir yemek göturmemiz, hatırlarını sormamız hoş olmaz mı?  Çocukluğumu hatırlıyorum da annemin ve mahallemizdeki komşularımızın ilişkileri o kadar samimiydi ki. Zannedersiniz herkes birbiriyle akraba. Hatta öyle yetiştirildik ki komşu kızı herkesin namusu olur hiç bir delikanlı yan gözle bakmaz, bakanıda af etmezlerdi. Ben İzmir’ de büyüdüm ege insanı sıcakkanlı, misafir perver, dost canlısıdır.  (daha fazla…)

Oca
17th

Çocukluk Oyunlarımız -2

Posted by Ferikel

Çocukluk oyunlarımız konulu yazımız 2. bölümüyle devam ediyor…

 

Bilyeli arabalarımız vardı. Özellikle yaz tatili dönemlerinde en favori oyuncağımızdı bilyeli arabalar ancak yapımı biraz masraflı olduğu için!! her çocuk da bulunmazdı yani günümüzün akülü arabaları gibi… Bilyeli Rulman ve uygun tahtaları bulmak kolay değildi o günün imkanlarında. İlk önce oturağı yapılırdı ve bu oturak uzunca devam eden gövdenin üzerine çakılırdı. Arka bilyeler sabit ayaklara takılmasına rağmen ön ayak sağa ve sola dönüşe imkan vermesi için hareketli yapılırdı. Öndeki bilyaları tutan ağaç çok sağlam olmalıydı tam ortasından tek bir çiviyle gövdeye çakılırdı. Bu ön aksanın kenarlarına ayaklarımızı koyar ve sağa sola dönüş manevralarını daha kolayca yapardık. Bir de çok sağlam bir ip olurdu elimizde bu ipi de yine ayaklarımızı koyduğumuz ön takımlara bağlardık ve yokuş aşağı kayardık. Attığımız taklalar sonrası her tarafımız yara bere olmasına rağmen kırılan bilyeli arabamızı tamir etmek bizim için daha büyük öncelikti :) Ne yazık ki internette resmi olmadığı için sizlere sadece bilyeli rulman resmini sunabiliyorum :(    “Hehh buldum sonunda ekliyorum.” (daha fazla…)