Tem
4th

Annemin Anlattıkları…

Posted by

Annem’e bir gün bu hayat çok zor çekilecek yanı yok derken hiddetlenerek beni susturup anlatmaya başladı onu hiç böyle görmemiştim:

“Denizli’nin Buldan kazasında doğdum oyuncağım dokuma tezgâhları oldu. Ellerim ve ayaklarım küçük geldiğinden bir hayli zorlanarak tezgâhta çalışırdım. Bizim annelerimiz savaş gördüğünden zorluklar ve yokluklar içerisinde büyüyorduk. Bundan dolayı çoluk çocuk herkes dokuma dokurduk şikâyet bilmeden, of çekilmeden. Genç kız olmaya başlamıştım ki annem bütün işleri bana bıraktı. Öyle ay gazı açayım hemen yansın, yemek yapayım marketten ekmek alayım, bulaşıkları çamaşırları makineye atayım, yok nerdeee öyle teknoloji… Sabah ezanından önce kalkar, odun ateşiyle ocağı yakar, hamur yoğurup yufkadan ekmek yapar, küllü suyla bulaşıkları yıkardım. O zaman ki tencereler bakır ve kalaylı şimdiki gibi çelik değil. Tencerelerin altları isli olmayacak tertemiz olacak bütün gücümle odun külünü döküp ovardım.  Güzel yıkayamazsam annem  tencerenin isini yüzüme sürer bir güzel pataklardı. Çamaşır günü ateşi yakar saç ayağının üstüne kazanı koyar çamaşır leğenini de önüme çeker çitileyerek çamaşırları yıkar kazanlarda kaynatırdım… Bütün bu işleri de en geç saat dokuza kadar bitirir dokuma tezgâhının başına geçerdim. Hava kararmaya başlayınca nerde elektrik gaz lambası bile yoktu o zamanlar hatta gaz bile yoktu ki. Hali vakti yerinde olanların yağdanlıkları vardı.  Bizlerse tabağın içine yağ koyar pamuğu da yuvarlayarak yağın içine oturtturur onu yakar aydınlanırdık. Hatta o ışıkta dantel örüp kanaviçe işlerlerdik. Annem bir gün evlenme yaşımın geldiğini söyleyip bana sorma gereği bile duymadan kendi kararıyla evlendirdi. Kaderime razı oldum evlendim. Hayatımda bir değişiklik olmadı mücadelem daha da ağırlaştı. Ellerimin kınası ile dokuma tezgâhının başına geçtim. Yine sabah namazından önce kalkıyor yine ocak yakıyordum. Bu zorluklar ve yoksulluklar içerisinde annede oldum… Babanın askere gitme zamanı geldi dört senelik ayrılık vaktinde hayatla tek başıma mücadele etmek zorunda kaldım. Baban askerden dönünce İzmir’e yerleşmeye karar verdik. Şehir büyüyünce sorunlar daha da büyüdü kimseyi tanımıyordum yalnızdım ailem köyde kalmıştı işe girdim çalışıyordum. Ve bir gün uzun zamandır hasta olan baban vefat etti… İki çocuk koca şehir bir başıma ama yılmadım hayata direndim. Hiç kişiliğimden ve kültürümden ödün vermeden hep dimdik hep onurlu yaşamaya çalışıp sizlerin üvey baba görmemeniz için de bir daha evlenmedim…7 sene siyahlar içinde yaşadım dul kalmanın bedeli olarak. Birisi laf söz eder korkusuyla ne güldüm ne oynadım zaten hayatımda hiç oynadığımı hatırlamıyorum… Geçen zaman ve yıllar içerisinde mahallede ki komşularla akraba gibi olduk. Herkes birbirinin huyunu karakterini biliyordu komşularımın kızmaları ısrarları üzerine yavaş yavaş siyah giysilerden uzaklaştım ama hiçbir zaman açık renk giymedim. Ben çalıştım ama sana ve ağabeyine ahret annen baktı hiçbir karşılık beklemeden. Sadece komşuluk adına yapılırdı ne yapılıyorsa parayla falan baktırma bilmezdik ki biz… Benim zamanımın anneleri dışarıda çalışamasalar bile mutlaka evde ya dantel örer, ya kazak, ya kanaviçe, ya da makinelerin de dikiş dikerlerdi, mutfak masrafına katkıda bulunmak için asla boş oturmazlar evde çalışırlardı. Komşular birbirleriyle kim daha çabuk bitirecek diye yarış yaparlar önce bitirenler arkada kalanlara yardım ederlerdi. Bir kişinin parası varsa kenara koymadan önce ihtiyacı olan var mı, evlenecek var mı diye sorar kendi ihtiyacını sonra giderirdi. Bizim dostluğumuz arkadaşlığımız çok kıymetliydi çünkü hepimiz birbirimizin iyi ve kötü gününde bir arada olurduk. Her şeyden önemlisi biz sevginin saygının fedakârlığın vefanın ne demek olduğunu biliyorduk…”

ANNEMİN ANLATTIKLARI nı dinlerken kendimden utanmıştım. Üstünden yıllar geçmesine rağmen söyledikleri dün gibi kulağımda. İnsan ister istemez hayatını, çevresinde olup bitenleri sorguluyor. “Yoksa biz sorgulamaktan vazgeçenlerden mi olduk?”

Türkiye de, kendi vatanımızda, birinin ihtiyacı olsa, borç istese yabancı paralarla borç veriliyor ya da bunlar bile çoğu zaman “malesef yok” denilerek baştan savuluyor. Kendi öz toprağımızda yabancıların parası ile yaşıyor onların kültürü ile çocuklarımızı büyütür olduk… Markayla modayla bozulmuş akıllar… Her şey benim olsun en iyi markayı giyeyim bu ayakkabının modası geçti benim arabam şu marka olmalı eşyalarım süper olmalı anlayışı egemen olmuş toplumumuza. Evlerde eksik yok bütün işleri makineler yapıyor ama hala yorgunluktan bahsediyoruz. .Her şeye bu kadar para harcarken eskimeden yenisini alırken ihtiyacı olan birine yardım edin deseler hemen oracıkta sırtlar dönülüyor nedense. Belli ki herkes işitme hastalığına tutulmuş ne yazık ki. Otobüste bayana yer vermemek için uyuyor numarası yapılıyor, bir yaşlıyı karşıdan karşıya geçirmek zahmet veriyor genç veya yaşlı ellerinde paketler olan insanlara yardım etme gereği bile duyulmuyor. Misafire hürmet ev sahibesine saygı gösterilmiyor. Eskiden annelerimiz misafirlerinin önüne el tası getirir ibrikle su döker ellerini yıkarlardı, üstelik zevkle. Çünkü onlar amacın insana hürmet olduğu bir zamanda yaşıyorlardı. Şimdi dostluğun arkadaşlığın sevginin saygının gerçek anlamda manasını bilinmediğine şahit oluyorum? Değer yargıları basit… İnsanlar sosyal / asosyal diye sınıflandırılıyor, kime göre neye göre hiç düşünmeden? Vefanın ve fedakârlığın ne demek olduğundan bi-haber yaşanıyor. Zararın neresinden dönülürse kardır düsturu ancak zararın farkında olunduğu zamanlarda geçerliliğini korumaktadır… Gerçek dosta paha biçilmez bazı dost vardır gerçek mi bilinmez? Vefa gösterene vefasızlık yapan? Geçmişini unutup geleceği ile yaşayan? Nerden geldiğini unutup ne olduğunun değil, ne olacağının hesabını yapamıyorsa dosta ve arkadaşa ihtiyacı olduğunda yalnızlığa mahkûm olur… Maddiyat değil maneviyat insanı yüceltir… Hakiki dostu bulmak için belki bir ömür yetmez bulan akılsız ise kıymetini bilmez… Her şeyin başı da sonu da sevgiden saygıdan geçer birbirinizi sevin ve sayın… Unutmayın bir gün sizde yaşlanacaksınız…

Hayatta yaşantınla ve yaşattıklarınla daima bana ışık olan ve olmaya devam edecek olan annemin anısına… Mekânın cennet olsun anneciğim…                                                     �
                                                          �
ULVİYE  YILMAZ

Files under Genel Yazılar

Yorum Yap