Haz
1st

“Köşe Nine”

Posted by

Mega Kentlerde yaşamanın zorluklarını yetişkin insalar olarak hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunları yazmaya kalksam sonunu getiremem zaten niyetimde bu değil. Benim anlatmaya çalışacagım -tabi başarabilirsem- komşuluk ve mahalle ilişiklerimiz. Aynı sitelerde, aynı apartmanlarda oturmamız tabiki herkesi çok iyi tanıyacağımız anlamına gelmiyor. En azından yakın cevrelerde oturanların konuşmaya zamanları yoksa bile tebessümle bile olsa merhabalaşmaları gerekmiyormu? Aynı mekânları paylaşıyorsak aynı kapılardan girip çıkıyorsak “iyi günler” ya da “iyi akşamlar” demek çok mu zor… Kapı komşumuz veya yan komşumuz üst ve diger tanıdıgımız, bildigimiz mahalledeki komşularımız, hastalanınca ziyarete gidip, giderkende bir tas sıcacık çorba veya sıcak bir yemek göturmemiz, hatırlarını sormamız hoş olmaz mı?  Çocukluğumu hatırlıyorum da annemin ve mahallemizdeki komşularımızın ilişkileri o kadar samimiydi ki. Zannedersiniz herkes birbiriyle akraba. Hatta öyle yetiştirildik ki komşu kızı herkesin namusu olur hiç bir delikanlı yan gözle bakmaz, bakanıda af etmezlerdi. Ben İzmir’ de büyüdüm ege insanı sıcakkanlı, misafir perver, dost canlısıdır.  Kimse kapılarını kapatmaz, yabancı bile olsanız bir şey ikram etmeden bırakmazlar bundanda mutluluk ve haz duyarlardı. Eskiden annelerimiz evlerimizin kapılarını dahi kilitlemezlerdi. Sabah kahveleri her gün sırayla bir evde içilir, ikindi çayları Ahret annemin kapısının önünde. Akşam yemeğinden sonrada türk kahvesini yine kızlar yapar, bu sefer saadet yengenin kapısının önünde ancak yudumlar biraz daha hızlı hızlı çekilirdi. Eee nede olsa kahvelerin ardından yazlık sinemaya gidileceğinden en güzel kıyafetler giyilip süslenilirdi. Sinema dönüşü çaylar demlenir ahret annemin kapısının önüne toplanılır filmin yorumları yapılırdı. Bu hiç değişmeyen kimsenin kimseden rahatsız olmadığı yaşam şeklimizdi. Gençler hariç kimse okuma yazma bilmezdi fakat öyle bir kültür vardı ki, saygı sevgi dostluk arkadaşlık aklınıza iyilik adına ne geliyorsa hepsi mevcuttu. Küçükler büyüklerini sayar sever, büyüklerde aynı şekilde küçüklerine cevap verirdi. Tabiki ben yıllar öncesinden bahsediyorum daha da geriye gidip ben çok küçükken hiç unutamadığım komşuluk nasıl olurmuşun örneğine o zamanlar anlamasam bile beynime kazıdığım bir anımı anlatmak istiyorum.

Mahallemizde 4 tane ninemiz vardı “hacı nine”, ”büyük nine”, ”gül nine”, en son köşede oturan ninemizin adı da “köşe nine” idi. Onun bir tane oğlu vardı yakını olarak o da Ankara’ da oturuyordu. Ama mahalledeki komşular icin bu o kadarda önemli degildi çünkü herkes onu sahiplenmişti. Kimse onun yalnız kalmasına razı olmaz, hergün mutlaka bir aile yemegini hazırlar ya da davet eder hep beraber güle oynaya zaman geçer giderdi. Bir gün geldi köşe ninemiz hastalandı, artık yürüyemez oldu. Hastalığı onu yatağına mahkûm etmişti. Bakıma her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardı artık. Çünkü zaruri ihtiyaçlarını da karşılayamıyor altına da bez baglanıyordu. Şimdiki gibi hazır bezler nerde, otomatik makinelerde henüz teknolojiye yenik, bırakın otomatik makineyı normal merdaneli makine bile yok imkânsızlıktan. Komşular toplanıp karar aldılar her zaman ki gibi her gün bir aile bakımını yapacak, çamaşırını yemegini ve bezlerini yıkayacaktı. Eskiden nasılsa öyle devam edecek ti anlayacağınız. Komşular birbiriyle yarışırdı o bezler kar gibi yıkanır, serilir asla şikâyet nedir bilinmezdi. Kimseninde aklına oglu var alsın götürsün ya da kadın tutsun baktırsın demek gelmezdi. Hatta oglu götürmeye geldiginde mahalleli karşı çıktı: “bu kadın oralarda yalnız yapamaz, sıkılır” deyip göndermediler. Böylece seneler geçti öyle üç beş ay felan degil hani yanlış anlaşılmasın. Hiç unutamıyorum izmire çok kar yağdığı bir sene köşe ninemiz iyice agırlaştı. Canıda kavun istiyordu. Ancak şartlar şimdiki gibi degil o zaman nerdeeee seralar falan. Şimdi ne ararsan var süper marketlerde. Komşumuzun birisi atladı otobüse, gitti memleketine. Eskiden ninelerimiz kavunu, üzümü ipe bağlar köyde ardiye odalarındaki tavanlara asar, hamile ya da hasta olur canı ister diye saklarlar asla kendileri yemezlerdi. Neyse Hasan amcamız kavunu o sogukta buldu ve getirdi köşe ninemize yedirdiler ve ertesi gün köşe ninemizi kaybettik mahallede ne kadar insan varsa çoluk çocuk büyük küçük tanıyan herkes çok büyük acı ve üzüntü içindeydik. Gözyaşlarımız sel gibi akıyordu, boyunlarımız bükülmüştü yüreklerimiz yanıyordu. Misler gibi pamuklar gibi pak canım ninemiz artık yoktu. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu mahallemiz öksüz kalmıştı çünkü herkes köşe ninesini kaybetmişti… Mekânın cennet olsun kabrin nurla dolsun ( köşe nine ) ciğim.
Şu kısa dünya hayatında kimbilir kaç evde yapayalnız ölümü bekleyen köşe ninelerimiz ömürlerinin son günlerini mutsuz, umutsuz çaresiz ölümün bir an önce kendilerinin kapılarını çalmasını bekleyerek geçiriyorlar. Belki hemen üst kattaki komşumuz hani hiç yüzünü bile görmediğimiz…

Ulviye Yılmaz

Files under Genel Yazılar


8 Responses to ““Köşe Nine””

  1. By TAMER YILMAZ on Haz 1, 2008 | Reply

    vallaha ulviş aştın kendini ne diyeyim. Öncelikle yazılarında biz gençlerin unutmaya yüz tuttuğumuz değerlere değindiğin ve bizlere hatırlattığın için teşekkür ederim. seninle gurur duyuyorum ve yazmaya devam etmeni istiyorum.

  2. By DERYA YILMAZ on Haz 1, 2008 | Reply

    anneciğim valla süpersin yazıların çok güzel devamını bekliyoruz. Ama bence bu yazılarını farklı yerlerde de değerlendirmelisin. çok daha fazla insana ulaşmalı bence.okuyan herkeste beğenirse tabiki sevdikleri ile paylaşmalı…tekrar tebrikler annecim

  3. By Derya İNTEPE on Haz 3, 2008 | Reply

    bu yazıyı okurken; büyük gazetelerin, büyük maaşlarla çalıştırdıgı köşe yazarlarının süper lüks ofisleirnde yazdıkları yazılardan hiç bir farkı olmadıgını gördüm. pazar eklerinde rastlarız bu tür yazılara … insanın güzel geçmişinin olması ve bunları güzel billile yansıtması harika.. süpersin Ulviye teyze anlattıklarınana gelince dünya telaşı para hırsı ve herşeyden uzakta mutlu olmaya çalışmak ve çalıkmak bizi öyle yaptıı … eskiden kadınlar evlerinde oturu evini temizler çocuk büyütürdü televizyon yoktu erkekler çalışırdı ama stres yoktu bu çümle ne kadar çok girmiş hayatımızaa …… neyse bende uzatmıyım ama bende çok üzülüyorum bir merabayı tebebssümü esirgene komşularıma …

  4. By Büşra on Haz 3, 2008 | Reply

    en kısa zamanda kitap yazma çalışmalarına başlasan iyi edersin cicianne:)
    zaman gerçekten çok bozuldu.yeni nesil gençliğin bir parçası olarak,ben bile böyle görüyorsam ortamı daha ne diyeyim… Allah sonumuzu hayırlı etsin inş.. büyüklerimizi de başımızdan eksik etmesin…

  5. By Patos on Haz 4, 2008 | Reply

    Selam ile…

    Bu yüklemleri tanıyorum , içimden yükselip apartman aralarından göğün maviliğine ulaşmaya çalışan ruh hezeyanlarım sanki… Biliyorum ki sizinle aramızda hatırı sayılır yıllar var ama inanın aynı derdin muzdaripleriyiz. Sizler yine de bir adım önde götürüyorsunuz geçmişinizde biriktirdiğiniz şu vefalı anılarınızla bu asrı …

    Sokakta salçalı ekmek yiyen çocuklarım olsun isterdim , yazın bir külah dondurma alabilmek için büyüklerinin dizinin dibinden bin bir cilveyle parayı alana dek ayrılmayan , kıymet bilen , mutluluğu ve oyun oynamanın hazzını bilgisayar başında değilde sokakta arkadaşlarıyla arayan çocuklarım olsun isterim…
    Her asır beraberinde kendi bunalımlarını ve açmazlarını da getiriyor . Bu asır kendi koridorlarında kültürel bir yozlaşmanın atını mahmuzluyor ne yazık ki . Çok haklısınız bizi biz yapan değerlerimizden utanır olduk ve sanki beynimizin içine bir el uzanıp bütün kodlarımızın yerini yavaş yavaş değiştirmeye başladı . bu el tarihiyle ve kendiyle barışık olmayan bütün toplumların muhayyilesini tahrip edip kendi istediği yaşam tarzını koyacak biz müdahale etmezsek . Ve biz şuurumuzu yeniden oluşturmazsak “köşe nine” olduğumuzda mahallemizde nefes-alıp verdiğimizden bile haberi olmayan insanlarlar arasında kendi yalnızlığımızda göçüp gideceğiz gideceğimiz yere…

    Bana ve aklımın odalarına hatırlattığınız tüm bu cümleleriniz için müteşekkirim …Birikimleriniz bizlerin aydınlık fenerleri…

    Hürmetlerimle…

  6. By m.arıkan on Haz 5, 2008 | Reply

    Ablacıgım çok duygulandım okurken.Harika bir yazı olmuş. Beni yıllar öncesine götürdü.Hiç bir akrabalık bağım olmamasına rağmen yatıya misafirimiz olan seniye yengemiz vardı. Dizine başımı koyardım oda saçımı okşarken bilmem gerçekmi yoksa yaşadıklarınımı, hikayerler anlatırdı. O sıcaklıkta hikayeler torunlarıma anlatabilecekmiyim bir gün kimbilir.Belkide yeni kuşaklar bu konuda bizler kadar şanslı değil.Üşenmeden eskiye dair ne varsa güzel olan yazmalı ve anlatmalıyız. Bunu çok güzel bir şekilde başarmışsın. Tebrikler.Bizimle paylaşacağınız yeni yazılarınızı bekliyorum. sabırsızlıkla SELAMLAR

  7. By ÜNAL YILMAZ on Haz 9, 2008 | Reply

    Kader arkadaşım seninle onur duyuyorum yazıların harika çok güzel olmuş tebrik ederim

  8. By emel on Haz 11, 2008 | Reply

    annem valla süper olmuş yazı döktürmüşsün yine.bende okurken öyle uzaklara dalıp dalıp gittim.henüz 26 yaşındayım ama anlattıkların,bu güzel dostluk ve komşuluk ilişkileri banada hiç yabancı değil.en azından bu güzellikleri yaşama şansım oldu.eee nihayetinde ben de bi köylü kızıyım.ve yaşadıklarımı çocukluğumu düşündükçe bununla gurur duyuyorum.Allah kısmet ederde çocuklarım olursa onlar belki de benim kadar şanslı olmayacaklar,nede olsa biz de sizin kadar şanslı değiliz doyasıya göremedik o günleri.tadına vardık ama doymadık.sadece tattık…ben sadece diyorum ki “biz büyüdük ve kirlendi dünya”…..
    başarılarının ve yazılarının devamını diliyor seni kocaman öpüyorum annem.yüreğine sağlık…

Yorum Yap