Faili Meçhul Kıyak!
Fikir atölyesinin kurucusu, blog yazarlarının en önde gelen isimlerinden Tunç Kılınç’tan mükemmel bir öncü hareket daha.. F.M.K.
F.M.K. hareketi kendi içerisinde bir çok öÄŸeyi birlikte barındırmasının yanısıra, son yıllarda unutmaya baÅŸladığımız bir çok duygumuzu da harekete geçiriyor. İyilik yap, iyilik bul sözünün bundan daha güzel bir anlatımı olamazdı herhalde. Neyse lafı fazla uzatmadan sevgili Tunç’un yazısıyla ve internette kasırga gibi esen, gazetelere, köÅŸe yazarlarına, TV show programlarına konu olan F.M.K. hareketi yazısıyla sizleri baÅŸbaÅŸa bırakıyorum.
Tunç Kılınç diyor ki;
Hadi bir oyun oynayalım
Adı da “Faili Meçhul Kıyak” olsun. Veya “FMK Hareketi!”
Ufak ÅŸeylerle insanları mutlu ederek mutlu olmak… Hem de anonim biri olarak!
Tanımadığımız birilerine ufak bir iyilik yapıyoruz ve o kiÅŸi bunu kimin yaptığını bilmiyor. Çıkar düÅŸünmeksizin kıyak yapmak ve o kiÅŸinin mutlu olmasını saÄŸlamaktan söz ediyorum.
Bir yıl önce ‘Nefesimi Kesecek Anlar‘da paylaÅŸtığım isteklerden biri olan bu fikri daha sık yapmak istediÄŸimi bir arkadaşıma söyleyince; “oo Tunç, sen ‘Amelie‘ ya da ‘İyilik Bul İyilik Yap‘ filmlerini izlemedin mi?” dedi. Ben de oturdum izledim Amelie’yi. Evet fikir aynıydı gerçekten ancak beni yıldırmadı daha önce yapılmış olması.
Bu öylesine bir oyun ki, çok kiÅŸi oynamalı deyip sizlerle de paylaÅŸmak istiyorum.
Sonra nette biraz araÅŸtırınca bu fikrin farklı uygulamalarına denk gelsem de, benim kafamdakine en yakını bile kendi sitesinin reklamını yapıyordu. Oysa bu, herÅŸeyi ile anonim olunca daha güzel.
Neyse, ÅŸimdi oyuna geçelim.
Yaratıcılığa son derece açık. Önce bir kartımız var, ondan bahsedelim.

Kimi zaman dost sohbetlerimizde kimi zaman bilgisayar başında ki çocukları gördüÄŸümüzde, kendi çocukluÄŸumuzda oynadığımız oyunlara aklımız takılıp kalıyor. Biraz hasretle, biraz da bu oyunların yok oluÅŸlarına sitemle anıyoruz eski zaman oyunlarımızı.
Belki de, kendi çocukluk oyunlarımızla hissettiÄŸimiz mutluluÄŸumuz aslında daha fazlası elimizde olmadığı için, onlarla mutlu olma/olmaya çalışma çabasından mı ibaretti? Kimbilir!!!
Bugün mail adresime gelen ve okuduÄŸumda içimde baÅŸka baÅŸka ifadeler doÄŸuran Can Dündar’ın "Kadın Olmak" adlı bu muhteÅŸem yazısını sizlerle paylaÅŸmak istiyorum.
Annem’e bir gün bu hayat çok zor çekilecek yanı yok derken hiddetlenerek beni susturup anlatmaya baÅŸladı onu hiç böyle görmemiÅŸtim:
25 Haziran ÇarÅŸamba günü milli maçı beklerken eÅŸlerimizin isteÄŸi üzerine Yaprak Dökümü dizisini de büyük bir keyifle!! seyrettik. Diziyi seyrederken bir cümle çok garibime gitti ve gülmeye baÅŸladım. Åžimdi o cümleyi sizlerle paylaÅŸmak istiyorum. Bu muhteÅŸem ailenin orta yaÅŸlı ve onların yaÅŸadığı herÅŸeyden haberi olan bir komÅŸusu var, kızıyla beraber yaşıyorlar. Ferhunde’nin en son yediÄŸi halttan sonra kızına dönüp diyor ki, Ferhunde’yi kastederek "Bu aileye yapılır mı bu….?"
Mega Kentlerde yaÅŸamanın zorluklarını yetiÅŸkin insalar olarak hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunları yazmaya kalksam sonunu getiremem zaten niyetimde bu deÄŸil. Benim anlatmaya çalışacagım -tabi baÅŸarabilirsem- komÅŸuluk ve mahalle iliÅŸiklerimiz. Aynı sitelerde, aynı apartmanlarda oturmamız tabiki herkesi çok iyi tanıyacağımız anlamına gelmiyor. En azından yakın cevrelerde oturanların konuÅŸmaya zamanları yoksa bile tebessümle bile olsa merhabalaÅŸmaları gerekmiyormu? Aynı mekânları paylaşıyorsak aynı kapılardan girip çıkıyorsak “iyi günler” ya da “iyi akÅŸamlar” demek çok mu zor… Kapı komÅŸumuz veya yan komÅŸumuz üst ve diger tanıdıgımız, bildigimiz mahalledeki komÅŸularımız, hastalanınca ziyarete gidip, giderkende bir tas sıcacık çorba veya sıcak bir yemek göturmemiz, hatırlarını sormamız hoÅŸ olmaz mı? ÇocukluÄŸumu hatırlıyorum da annemin ve mahallemizdeki komÅŸularımızın iliÅŸkileri o kadar samimiydi ki. Zannedersiniz herkes birbiriyle akraba. Hatta öyle yetiÅŸtirildik ki komÅŸu kızı herkesin namusu olur hiç bir delikanlı yan gözle bakmaz, bakanıda af etmezlerdi. Ben İzmir’ de büyüdüm ege insanı sıcakkanlı, misafir perver, dost canlısıdır.
ANNELİK bir kadının bedeninde baÅŸlar… Sonra ruhunu sarar, duyguları yoÄŸunlaşır, hassaslaşır. Çünkü içinde bir can taşıyordur artık. Cinsiyetini hiç düÅŸünmeden sevgiyle büyütür her anne gibi canını vücudunda. ANA bir çınardır evladı için köklerini sıkı sıkı sarar topraÄŸa, güçlü olmak adına. Tüm fedakârlığa hazırdır gerekirse ölümü bile göze alır dünyaya getireceÄŸi yavrusu uÄŸruna. Mutludur çünkü anne olacaktır. Vaktin geldiÄŸi zamandır, kendi annesinin kıymetini bileceÄŸi andır, aynı zamanda. Sancılar içinde kıvranırken asla çekilmez denen acılar SEVGİ uÄŸruna çekilir.Hani büyüklerimiz derler ya “anne olmadan ananın kıymeti bilinmez “diye iÅŸte kendisi de ÅŸimdi tam o duygudadır. Ama ne zaman ki çocuÄŸunu kucağına alır her ÅŸeyi unutur; çektiÄŸi acıları, zorlukları.
Tunç Kılınç’ın
Bilyeli arabalarımız vardı. Özellikle yaz tatili dönemlerinde en favori oyuncağımızdı bilyeli arabalar ancak yapımı biraz masraflı olduÄŸu için!! her çocuk da bulunmazdı yani günümüzün akülü arabaları gibi… Bilyeli Rulman ve uygun tahtaları bulmak kolay deÄŸildi o günün imkanlarında. İlk önce oturağı yapılırdı ve bu oturak uzunca devam eden gövdenin üzerine çakılırdı. Arka bilyeler sabit ayaklara takılmasına raÄŸmen ön ayak saÄŸa ve sola dönüÅŸe imkan vermesi için hareketli yapılırdı. Öndeki bilyaları tutan aÄŸaç çok saÄŸlam olmalıydı tam ortasından tek bir çiviyle gövdeye çakılırdı. Bu ön aksanın kenarlarına ayaklarımızı koyar ve saÄŸa sola dönüÅŸ manevralarını daha kolayca yapardık. Bir de çok saÄŸlam bir ip olurdu elimizde bu ipi de yine ayaklarımızı koyduÄŸumuz ön takımlara baÄŸlardık ve yokuÅŸ aÅŸağı kayardık. Attığımız taklalar sonrası her tarafımız yara bere olmasına raÄŸmen kırılan bilyeli arabamızı tamir etmek bizim için daha büyük öncelikti
Hepimiz yeni yılda acaba benim için, sevdiklerim için ne/neler deÄŸiÅŸecek diye düÅŸünüyoruz. Aslında bakış açımız, bilgi seviyemiz ve erdemlerimiz deÄŸiÅŸmediÄŸi sürece bizler için hiçbir ÅŸey deÄŸiÅŸmeyecektir. KurÅŸun insandan, Altın insana dönüÅŸme gayreti içerisinde olmayan insanlar için yeni yıl, eski yıllar gibi olacaktır… 
İşte büyük aÅŸk bu cümle ile baÅŸladı…