ANNELİK bir kadının bedeninde başlar… Sonra ruhunu sarar, duyguları yoğunlaşır, hassaslaşır. Çünkü içinde bir can taşıyordur artık. Cinsiyetini hiç düşünmeden sevgiyle büyütür her anne gibi canını vücudunda. ANA bir çınardır evladı için köklerini sıkı sıkı sarar toprağa, güçlü olmak adına. Tüm fedakârlığa hazırdır gerekirse ölümü bile göze alır dünyaya getireceği yavrusu uğruna. Mutludur çünkü anne olacaktır. Vaktin geldiği zamandır, kendi annesinin kıymetini bileceği andır, aynı zamanda. Sancılar içinde kıvranırken asla çekilmez denen acılar SEVGİ uğruna çekilir.Hani büyüklerimiz derler ya “anne olmadan ananın kıymeti bilinmez “diye işte kendisi de şimdi tam o duygudadır. Ama ne zaman ki çocuğunu kucağına alır her şeyi unutur; çektiği acıları, zorlukları.
Tunç Kılınç’ın Fikir Atolyesinde ki en son yazısını sizlerle paylaşmak istedim. Yazının yorum kısmına da fikir atolyesinde ki kendi yorumumu ekledim. Sizlerden de fikirlerinizi bekliyorum. Şimdi sizi Tunç Kılınç ile başbaşa bırakıyorum.
**************************************************************************************************
Bilsek mi keşke? Yoksa şimdiki gibi bilmemek mi daha iyi?
Hangisi daha iyi bilmiyorum ama hayal etmek benimkisi. Falcılık değil de, öngörümüzü kullansak.
15-20 sene gibi kısa dönemde ortalama yaşam süresinin artacağı, gelişmiş ülkelerin nüfusunun azalmaya devam edeceği, A.B.D.’den sonra Çin ve Hindistan’ın dünyanın en büyük güçleri olacağı, Japonlar’ın düşüşe geçeceği, genç nüfusu ile Türkiye’nin en büyük ilk 15 ekonomiden biri olacağı gibi varsayımların ötesinde bir şeyler…
Çocukluk oyunlarımız konulu yazımız 2. bölümüyle devam ediyor…
Bilyeli arabalarımız vardı. Özellikle yaz tatili dönemlerinde en favori oyuncağımızdı bilyeli arabalar ancak yapımı biraz masraflı olduğu için!! her çocuk da bulunmazdı yani günümüzün akülü arabaları gibi… Bilyeli Rulman ve uygun tahtaları bulmak kolay değildi o günün imkanlarında. İlk önce oturağı yapılırdı ve bu oturak uzunca devam eden gövdenin üzerine çakılırdı. Arka bilyeler sabit ayaklara takılmasına rağmen ön ayak sağa ve sola dönüşe imkan vermesi için hareketli yapılırdı. Öndeki bilyaları tutan ağaç çok sağlam olmalıydı tam ortasından tek bir çiviyle gövdeye çakılırdı. Bu ön aksanın kenarlarına ayaklarımızı koyar ve sağa sola dönüş manevralarını daha kolayca yapardık. Bir de çok sağlam bir ip olurdu elimizde bu ipi de yine ayaklarımızı koyduğumuz ön takımlara bağlardık ve yokuş aşağı kayardık. Attığımız taklalar sonrası her tarafımız yara bere olmasına rağmen kırılan bilyeli arabamızı tamir etmek bizim için daha büyük öncelikti
Ne yazık ki internette resmi olmadığı için sizlere sadece bilyeli rulman resmini sunabiliyorum
Hepimiz yeni yılda acaba benim için, sevdiklerim için ne/neler değişecek diye düşünüyoruz. Aslında bakış açımız, bilgi seviyemiz ve erdemlerimiz değişmediği sürece bizler için hiçbir şey değişmeyecektir. Kurşun insandan, Altın insana dönüşme gayreti içerisinde olmayan insanlar için yeni yıl, eski yıllar gibi olacaktır…
Kimi zaman dost sohbetlerimizde kimi zaman bilgisayar başında ki çocukları gördüğümüzde, kendi çocukluğumuzda oynadığımız oyunlara aklımız takılıp kalıyor. Biraz hasretle, biraz da bu oyunların yok oluşlarına sitemle anıyoruz eski zaman oyunlarımızı. Aslında bu zamanın çocuklarının, bu oyunları terk etmesinin sebebi teknolojik gelişmeler gibi gözükmektedir. Bugünün bilgisayar ve elektronik devrinin çocuklarına, 4 bilyadan yapılmış tahta bir arabaya yokuş aşağı kayarak binmeyip de, bilgisayarlarında Formula1 araçlarını tozu toprağa katarak kullandıkları için pek de kızmamak lazım…
Aslında sitemimiz çocuklara değil de, bizde neden yoktu bu oyuncaklar kıskançlığına mı? Yoksa gerçekten bizim eski oyunlarımızın daha eğlenceli olup da şimdi onların yok olmasına mı? Bunun cevabı herkes için farklı olabilir ama bu cevabı, elinde böylesine teknolojik oyunlar olmayan bizler verince sanki tek taraflı bir yakarışmış gibi de geliyor bana. Şimdiki çocuklara da sormadan, onlara o oyunların imkânını sağlamadan biz yanıtlıyoruz kendi sorumuzu. Tabiî ki bizimkiler daha güzeldi diye.
Belki de, kendi çocukluk oyunlarımızla hissettiğimiz mutluluğumuz aslında daha fazlası elimizde olmadığı için, onlarla mutlu olma/olmaya çalışma çabasından mı ibaretti? Kimbilir!!!Misket, Plastik Telli Arabalarımız, Gazoz Kapaklarımız, Saklambaç Kuka oyunlarımız, Köşe Kapmaca, Mendil Kapmaca oyunlarımızı birlikte hatırlayalım mı?
Aldıklarıyla verdikleriyle İstanbul?
Son günlerde bu soruyu o kadar çok sormaya başladım ki kendime…İstanbul’da ne yapıyorum? Benden aldıklarına karşılık, bana (aileme), hayatıma verdiklerin ne? Artık tüm dost sohbetlerimizde konu dönüp dolaşıp, İstanbul’un sıkıntılarına, bize verdiği yorgunluğa, içinde harcadığı yaşamlarımıza geliyor. Sahiden ne yapıyoruz İstanbul’da? İstanbul neden bizim için bu kadar vazgeçilmez? Bize verdikleri gerçekten bu kadar çok mu fazla? Bu konuya kendi yaşam açımdan baktığım için pek tabi hepiniz için burada yazacaklarım geçerli olmayabilir. Ama bunlar çevremde konuştuğum insanların belki de %90’nının dertleri ve söylemleri olduğundan da aşağıdaki yazımda geçen BİZ ve BEN kelimeleri etrafımdaki %90’nı ve beni temsil etsin bu yazımda…
İşte büyük aşk bu cümle ile başladı…
İnanıyorum ki hiç kimse bu yazdıklarıma bir anlam verememiştir.
Tabiî ki bir kişi hariç.
Sevgili Eşim ile 4 Eylül 2004 Cumartesi akşamı başlayan hayat yolculuğumuza 3 dopdolu yılı geride bırakarak devam ediyoruz. Bugün 4. yılımıza ve geride kalan hayatımıza açılan ilk gün. Tanıştığımız ilk günkü heyecanımızı, 4.yılımızın ilk gününde de aynen yaşadığımız gibi 40.yılımızın da ilk gününde yaşamak dileğiyle.
Seni Seviyorum Birtanem… Dursun FERİKEL
Bu yazı Tunç Kılınç’ın sitesinden alınmıştır…
Hemen her sektörde rekabetin hızlandığı bu dönemin adı artık inovasyon dönemi… Yani yenilikçi düşüncenin ürettiği; hayatımızı kolaylaştırmanın ötesinde zenginleştiren, yüzümüzde bir gülümseme bırakan, bizi eğlendirirken düşündüren, çevremize anlatmaya değer bulacağımız, keyifli deneyimler yaşatan markaların öne çıktığı/daha da fazla çıkacağı bir dönem. Bunu sözde söyledikleri [bakın bir çok şirketin vizyon/misyon iddialarında benzer laflar bulacaksınız!] halde içselleştirebilen, daha doğrusu çalışanlarının yüreğinde hissetmesini sağlayabilen firma sayısı ise çok az… Sadece Türkiye’de değil, gelişmiş ülkelerde bile…
Sevgili Tunç Kılınç’ın fikir atölyesinde bizlerle tanıştırdığı, Barış Sözen ve Ümit Dilli arkadaşlarımızın neler yaptığını öğrenmek ister misiniz? Onları canı gönülden çabaları için, yürekleri için ve prensiplerini para karşılığında satmadıkları için ayakta alkışlıyorum…. "İki memur çocuğu, Barış Sözen ve Ümit Dilli, üniversite hazırlık kurslarına giderken çektikleri maddi sıkıntılara adeta isyan ederek kurdukları bir sanal ÖSS hazırlık dershanesi vardı. www.dersizle.com
Hem de ücretsiz… Logoları gibi, "Dershane Sanal Başarı Gerçek…
İşte Fenerbahçe bu akşam taraftarını böyle şişirdi. Artık burada Semih’in niye oynatılmadığını sormak istemiyorum ama bu Kezman’ı seyrettikçe de dayanamıyorum.
Genç Türk Futbolcularını Koruma Bakanlığı olsa herhalde ilk önce Zico’ya ceza keserdi.
Belki Semih muhteşem bir forvet değil ama kontak kapamış Kezman’a baktıkça insanın içi sızlıyor… Okumaya devam »
Öncelikle herkese merhaba.Bundan sonra bende bu sitede sizlerle beraber olmanın ve birşeyler paylaşmanın heyecanı içerisindeyim. Şimdilik Beşiktaş ile ilgili yorumlarım olacak ancak ilerleyen zamanlarda farklı konulardaki fikirlerimi, düşüncelerimi ve yaşadıklarımı sizlerle paylaşacağım.
Bu haftaki Beşiktaş ile Kayseri arasında oynanan maça gelince. Büyük bir çoğunluk gibi bende maçın oldukça kaliteli geçeceği kanısındaydım ki öyle de oldu.. Kayserispor, oynadığı pozitif futbol, rakibin oyununu bozan değil; kendi oyun felsefesini sahaya yansıtan ve yüksek tempoda maçlarını oynayan bir takım. Beşiktaş’ ın karşına böyle bir rakip çıktığı zaman Beşiktaş sahada kendini daha iyi gösteriyor. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, sezon başında yapılan doğru transferler ve doğru teknik direktör değişikliği Beşiktaş’ ı geçen senelere oranla daha iyi futbol oynayan bir takım haline getirdi. Ertuğrul Sağlam’ ın en büyük artısı futbolcuları oynaması gerektiği yerlerde oynatarak onlardan maksimum verim alabilmesi. Örneğin; Delgado bu sezon daha serbest ve forvete yakın yerde oynayarak maçlara ağırlığını koymaya başladı. Okumaya devam »
Maçın adamı Kezman’dı desem hepinize garip gelir herhalde ama gerçekten oyunun kaderini etkileyen en önemli adamdı Kezman. Dün akşam, attırdığı golün dışında ezdiği toplarla öylesine büyük bir zarardı ki Fenerbahçe’ye anlatılamaz. Gol atacağım, gol atacağım diye hırsından saçmalayıp durdu. Oysa ki Roberto Carlos’a attırdığı gol gibi dün akşam 2 gol daha attırıp kahraman gibi bitirebilirdi maçı ama o bencilliği seçti. Hele bomboş kaleye ayak içi ile 6 metreden auta attığı bir pozisyon vardı ki…. Okumaya devam »
Amerikalılar ve İspanyollar arasında geçen bir diyalog;
“Aşağıdaki konuşmalar gerçekten olmuş ve Deniz
Navigasyon kanalı 106′dan (Finisterra/Galicia) kaydedilmiş:”
Son yorumlar